6 Aralık 2009

Hayal Fabrikamın Tembel İşçileri..

Hayallerden gidiliyor bu gece, gerçeğine ümidi olmayanın sarıldığı şeydir hayaller. Hayaller mutlu olmanın yapaylığıdır çoğu zaman. Son paranı iddaa'ya yatırmaktır. Karnın açken son bilet paranla yarım ekmek döner yiyip eve yürüyerek dönmektir bana göre....

Hayaller acıttığında güzeldir. Hiç bir zaman gerçek olmayacağını bildiğinde okşar ruhunu. Ellerini uzattığını görüp uzanan yerlerin karanlığında parmak uçlarını seçememektir bana göre tarifi.

Çorba tarifine benzemez hayal..

Aynı romanlarda tasvir edilen pembe panjurlu evlerin aslında panjurlarının gri olması gibi.....

Hayaller Hep Pofuduk Olsa..

Bir düş düşlemiştim,

Evet yanlış değil, düşlerimi düşleyecek kadar bulanığım. Yani birgün kendimde olduğumda, aynaya baktığımda yumruğumu sıkmadığım bi anda, kaşlarımı çatmadığım bir zamanımda kendime bakarak söz vermeyi hayal ediyorum. İşte o hayalim birazcık hayale benzediğinde alıp ellerini çokça çizgili ellerimin içine, terlemesine aldırmadan, kışın ayazında da sıcaklığını transfer ederek ellerin üzerinden bedenine, başka şehirlerin sadece sabahlarına değil, tüm iklim şartlarına belki, ve gecesine gündüzüne yeminler ederek gideceğim bir yığın hatırayı ardımda bırakıp.....

O gün gelir mi bilmiyorum ama, benim bir hayalim var işte....

Boğazda Düğümlenenler..

Sen bana bakma....



''Benim kadar'' la başlayan her cümlenin, her kendimi tanımlama şeklimin nasıl sonlandığını bilirsin. O yüzden sonlarını bildiğin bir filmin son karesi gibiyim. Ya da okuduğun bir kitabın ezberinde olduğu son replik. Ne zaman aklına gelse belki ''pöff'' leyeceğin bir şarkının kuntin bir nakaratı.

Ama sevmediğin bir şarkı bile olsa, dolmuşta eğer o şarkı çalıyorsa, dolmuştan indiğinde o şarkı bir süre istemesen de diline dolanır ya !

İşte ben öyle bir şeyim. Diline almak istemediğin zaman bazen, bazen tükürüğünle kanalizasyonlara atmak isteyip de atamadığın bir salgı.

Hasta bir algı...

Eksi Hep Zarar Demek Değildir

Kalplerimizi pazar filelerine dönüştürdüğümüz gün başladı sıkıntılarımız. Her güzel kelam edeni attık filenin içine. Çürük olanlar file boşluklarından attılar kendilerini çakılın, toprağın içine. Sağlamlarınsa bazıları filenin sirkulasyonu nedeni ile altta kalıp ezildi. Bazıları unutultular yoğun hayat seramonisinden, ve çürüdüler öylece...

İşte biz de pazardan alınan elmalar, armutlar gibi olduk. Ya bir ısırık alınarak atıldık çöpe, ya da unutulduk çürüdük bir köşede..

Aslında tereddütlerimiz yediğimiz elmaların genetiğinin değişmesi olmamalı.

Biz saf mıyız ki yediğimiz elmanın pir-u pak olmasını istiyoruz ?

Sıra...

Üşüyen eller, titrek dudaklar, soğuk ayak topukları....


Kimyam değişiyor ara ara, ve kalbime soğuk damgalar vuruluyor görünmeyen bir gölge tarafından. çok mu melankoliye bulanıyorum diyorum bazen...

Sonra umursamazlığımı aklıma getiriyorum, yapay oluyor. Çünkü onu aklıma getirişimdeki çabam bazı şeyleri umursadığımı gösteriyor bana.

Neden yüzüm solgun, ellerim buruşuk.. Yaşlı desen değil bedenim..

Ve ruhum, sanki bazen kezzapların içine yatırılıyor gibi acıyorum gözlerinde büyürken, ve sanırım ben gözlerinde büyüyerek yaşlanıyorum....

Koka Kola Zero Olsun

Herkes bir hikayenin baş kahramanı olmak ister. Kahramanlığına olağanüstü güçler vererek, kendisini olduğundan daha da yücelterek çizer sınırlarını. Sonra da gözlerini kapatır, karanlığın içinden beliriverir ışıkları. O çizdiği hayal kahramanının başına kendi başını koyar....


Bunları neden anlattım ?

Çünkü ; Bugün vira olsunla başlayan tüm ütopyalar yarın kimlik değiştirerek başka ütopyalara dönüşebilirler. Bu tarihin tekerrürü şeklinde hep gidip durur. Adı her daim değişedursa da hayaller, kahramanlar, olağan üstü doğa olayları insanın zihninde bir köşede sihrini kaybetmeden pusuya yatar...

İşte biz de kendi hikayelerimizin asla olamayacağı kahramanlarını içimizin bir köşesinde ''belki'' lerle besleyeceğiz..